Yatmadan Yapılacak 5 Amel !

” Bugün ALLAH (C.C) için ne yaptın? ” derler ya gün içinde NAMAZ ve diğer salih ameller dışında
yatmadan yapılacak bu güzel 5 amel ile gününüzü daha iyi geçirme fırsatı var İNŞALLAH!

Peygamber efendimiz (sav), Hz. Ali’ye buyurdular ki;
Ya Ali şu 5 şeyi yapmadan yatma!

1) Kuran-ı kerimin hepsini okumadan,
2) 4000 dirhem sadaka vermeden,
3) Kabeyi ziyaret etmeden,
4) Cennette yerini hazırlamadan,
5) Küs olduğun biriyle barışmadan.

Hazreti Ali: Ya Resulallah! Bu nasıl olur? Diye sorunca buyurdular ki:

1) 3 ihlas okumak, kuran-ı kerimi hatmetmek gibidir.
2) 4 fatiha okumak, 4000 dirhem sadaka vermeye eşittir.
3) 10 defa; “ La ilahe illallah vahdehu la-şerike-leh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yümit ve hüve ala külli şey’in kadir.” Demen de kabeyi ziyarete eşittir.
4) 10 defa; La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.” demen, cennette yerini hazırlamana vesiledir.
5) 10 defa; “Estağfirullahel’ azim ellezi la ilahe illa hu el hayyel kayyum ve etubü ileyh.”  demen, dargın ve husumetli olduğun insanlarla barışmış derecesinde mükafata vesiledir.
(Tirmizi)

Bunları yapalım, kardeşlerimizin yapmalarına vesile olalım…
Allah hepimizden razı olsun ! AMİN

Not: Bu yazının büyük bir kısmı alıntıdır. Vesile olanlardan Allah Razı Olsun …

Kalbin Hastalıkları

Bilesin ki kalpte yerilen özellikler birçoktur. Kalbi, kötü şeylerden arındırmanın yolları uzun, tedavisi de biraz kapalıdır. Bunun bilgisi ve uygulaması tamamen silinip yok olmuştur. Çünkü insanlar kendilerinin / benliklerinin farkında değillerdir. Biz bu yolların tamamını “İhyau ulumi’d-din” adlı eserimizin dörtte birini teşkil eden “Kurtarıcılar” bölümünde uzun uzadıya açıkladık.
Burada kalbin kötülüklerinden üçü hakkında seni uyaracağız. Bu üç şey, dönemimizin fıkıhla uğraşanlarının / ilim adamlarının genel hastalığıdır. Bunları bilirsen tedbirini alırsın. Bunlar aslında insanı helake götüren şeylerdir ve kalp kaynaklı diğer bütün kötülüklerin anasıdır. Bunlar çekememezlik, gösteriş ve kendini beğenmedir.
Kalbini bu üç şeyden arındırmaya gayret et! Bunda başarılı olursan diğer kalp hastalıklarından nasıl kurtulacağını da öğrenirsin. Bunları tedavi etmede başarılı olamazsan diğerlerini hiç tedavi edemezsin. Sanma ki kalbinde haset, riya ve kendini beğenme hastalıkları varken ilim öğrenmede iyi niyet sahibi olmakla kurtulursun.
Hz. Peygamber (sav): “Üç şey var ki helake götürür; Baş edilmeyen cimrilik, ardına düşülen kötü arzular ve kişinin kendini beğenmesi” buyurmuştur.

Haset
Hasetin kökeninde cimrilik vardır. Çünkü cimri olan, elindekinin başkasında olmasını istemez. Aşırı cimri olan ise kendi elinde olanı değil, Allah’ın hazinelerinde olan nimetleri Allah’ın kullarına vermek istemez. Dolayısıyla bunun cimriliği ötekiden daha büyüktür.

Hasetçi ise Allah’ın kendi kudret hazinelerinden; kullarından herhangi birine ilim, mal veya kalplerine sevgi ya da herhangi bir nasip vermesini kaldıramaz. Kendi eline bir şey geçmeyecek olsa bile, verilenlerin elinden de nimetlerin alınmasını ister. Bu, kalp hastalığının son sınırıdır.
Bundan dolayı Hz. Peygamber (sav): “Ateşin odunu yediği gibi, haset de iyilikleri yer bitirir” buyurmuştur.
Hasetçi hiç merhamet edilmeden cezalandırılacak kişidir. Zaten dünyada da kesintisiz bir azap içindedir. Allah’ın, akranlarına verdiği ilmi, malı ve makamı kıskandığından ölünceye kadar sürekli azap içindedir. Ahiret azabı ise daha çetin ve elemlidir.
Kişi kendisi için istediği şeyleri, Müslüman kardeşi için de istemedikçe, imanın hakikatine eremez. Müslüman’ın, diğer Müslümanların da sıkıntı ve sevinçlerine ortak olması gerekir. Müslümanlar bir binanın tuğlaları gibidir, birbirini desteklerler.

Riya
Riya ise, gizli şirk olup, Allah’a ortak koşmanın iki yolundan biridir. Riya, mevki makam sahibi olabilmek için insanların kalbinde yer edinmeye çalışmaktır. Makam sevgisi ise ardına düşülen bir hevestir. İnsanların çoğu bu yüzden helak olmuştur. Zaten insanı, insandan başka hiçbir varlık helake düşürmez.
İnsanlar gerçekten düşünseler, bilirlerdi ki; öğrendikleri birçok ilim, yaptıkları birçok ibadet ve hatta adetlerinin birçoğu insanlara gösteriş olsun diye yapılır.
Riya, amelleri silip yok eder. Nitekim bir haberde şöyle nakledilmiştir: Kıyamet gününde, şehit düşen bazı kişilerin cehenneme götürülmesi emredilecek. Onlar; “Ey Rabbimiz! Biz senin yolunda şehit edilmedik mi?” diyecekler. Bunun üzerine Allah Teâlâ; “Hayır! Sen ‘falanca kişi ne kadar yiğit adamdır’ desinler istedin. Bu da söylendi, sen karşılığını aldın.” Diyecek. İlim öğrenenler, hacca gidenler ve Kur’an okuyanlarla da aynı konuşmalar yapılacak.

Kibir
Kendini beğenme, büyüklenme ve övünme de tedavisi zor kalp hastalıklarındandır. Bunlar, kulun kendini büyük görmesi ve başkalarını da küçük görmesidir.
Kibrin, büyüklenmenin dile yansıması ‘ben, ben’ demektir. Allah’ın laneti üzerine olsun Şeytan, “Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın” [A’raf 12] demiştir. Oturmalara, sohbetlere yansıması, kendini yükseklerde görmek ve başköşeye oturmayı istemektir. Konuşmalara yansıması ise kendine itiraz edilmesinden hoşlanmamaktır.
Kibirli insanlar, kendilerine öğüt verildiğinde kulak ardı ederler. Öğüt verdiklerinde ise
Sert konuşurlar. Kendisini Allah’ın kullarından herhangi birinden daha üstün gören kişi kibirli demektir.
Bilmelisin ki, üstün olan kişi, ahiret gününde Allah katında üstün olacak kişidir. Bu ise bilinmez olup, kişinin sonunun nasıl olacağına bağlıdır. Kişinin kendisinin başkalarından iyi olduğunu düşünmesi tam anlamıyla bir bilgisizliktir. Aksine her kime bakarsan onun senden daha iyi olduğunu düşünmelisin. Bir küçük çocuk gördüğünde; “Bu henüz günahsızdır, benim ise birçok günahım vardır, kuşkusuz o benden daha üstündür” demelisin. Yaş olarak kendinden daha büyük birini gördüğünde ise; “Bu adam Allah’a benden önce ibadet etmeye başladı, kuşkusuz o benden daha hayırlıdır” de.
Bir âlim gördüğünde de; “Şüphesiz bana verilmeyen ona verilmiştir, o benim ulaşamadıklarıma ulaşmıştır, benden daha hayırlıdır” demen gerekir.
Kalbinden kibri söküp atman, ancak üstünlüğün Allah katındaki üstünlük olduğunu bilmenle gerçekleşir. Bu ise, hayatın nasıl sonlanacağını düşünmekle başarılabilecek bir şeydir. Kötü son korkusu ve kuşkusu, seni Allah’ın kullarına karşı büyüklenmekten alıkoyar. Bugün güçlü bir imana sahip oluşun, yarın değişmeyeceğin anlamına gelmez. Çünkü Allah, kalpleri evirip çevirendir. Dilediğini doğru yola iletir, dilediğini yoldan çıkarır.
Bunları düşün!
Ey ilim öğrencisi bunları bir düşün ve bil ki bu kötülüklerin kalbe yerleşmesinin başlıca sebeplerinden biri, başkalarıyla yarışmak ve övünmek amacıyla ilim öğrenmektir. Sıradan insanlar/avam bu kötülüklerin çoğundan uzaktır. Dini ilimleri öğrenenler için bunlar tehlikeli birer tuzaktır.
Bir düşün, hangisi senin için daha önemlidir; İnsanı helak eden bu kötülüklerden kaçınma yollarını öğrenerek kalbini düzeltmekle ve ahiretini mamur etmekle mi uğraşacaksın, yoksa önemi olan başkalarıyla birlikte tartışmaya dalmakla mı uğraşacaksın?
Bilesin ki bu üç madde kalp hastalıklarının başlıcalarıdır ve bunların tohumunu büyüten toprak dünya sevgisidir.
Bunun için Hz. Peygamber (sav): “Dünya sevgisi her hatanın / günahın başıdır” buyurmuştur. Diğer yandan dünya ahiretin tarlasıdır. Kim ahiretini kazanabilmek için dünyadan kendin yetecek miktarda faydalanırsa dünya onun tarlası olur. Kim de onun nimetleri içinde yüzmek isterse dünya onun helakine sebep olur.

Nefsin Basamakları

“İnsan dünyayı yense, kendini yenmedikçe, hepsi boşmuş.”

Tasavvuf ehli Kur’ânı Kerîm’in kılavuzluğunda nefsi, 7 mertebe
(basamak) olarak tespit etmişlerdir.

1) Emmâre nefs,
2) Levvâme nefs,
3) Mülhime Nefs,
4) Mûtmainne Nefs,
5) Râzıyye Nefs,
6) Merdiyye Nefs ve
7) Kâmile Nefs.

Her benlik; kendi gözlemini çok tarafsız bir şekilde ve sükûnetle yapabilmesi için, nefs mertebelerini ve nefsin sıfatlarını dikkatle ve düşüne düşüne okumalıdır. Acaba hangi sıfatların sahibiyiz ve kaçıncı basamakta bulunmaktayız? Yapılan doğru bir gözlem neticesinde
nefsin sahip olduğu sıfatlar; en alt ile bir üst sırada bulunanı olduğu gibi, iki-üç sıraya kadar da yayılanı olabilmektedir. En alt sırada bulunanlar, hiç vakit kaybetmeden Yüce Yaratıcı’sına sığınmalı ve tövbe etmelidir. Nefs sıfatları birkaç basamağa yayılmış olan benlikler, daha da yücelebileceklerinin işaretini almış olurlar. Hemen alt basamaktaki nefs sıfatına cihat açmalı, onunla savaşa girmelidir. Nefsin Terbiyesi son bölümümüzde detayları ile açıklanmıştır. Üst basamaklarda bulunan cennet ehli kullara ne mutlu. Onlar, bu Dünyada iken mutluluğa ve kurtuluşa kavuşmuşlardır.

Cenâbı Allah’a hamd ve şükürler olsun, bizleri de iman ve
hidayet nimetlerinden yoksun bırakmasın!

1) EMMÂRE NEFS

12/53: …Nefs kötülüğü şiddetle emreder…

47/12: …Kâfir olanlar; zevk edip eğlenmeye bakarlar, hayvanların yediği gibi yer içerler. Onların varacakları yer ateştir.

Emmâre Nefs, kötülük emreden nefs demektir. Nefsin en aşağıda ki mertebesidir. O insan bedeninin istek ve arzularına dönük, zevk ve şehveti tanrı edinen kötü bir yaşam tarzını seçmiştir. İnsanların büyük bir bölümü bu haldedir. Yusûf 12/103: ” Sen (Hz. Muhammed) ne kadar şiddetle arzulasan da, yine insanların çoğu iman edici değillerdir. “ Dış görünümü olarak insandır, ancak yaşadığı hayat itibariyle hayvanlar gibidir, hatta ondan da aşağı ve daha vahşidir.

Emmâre Nefs’in sıfatları; şirk, zulüm, küfür, yalancılık, şehetperestlik,
nefs arzusunu tanrı edinme, alaycılık, kibir, cimrilik, kıskançlık, ihanet, öfke v.s.dir. Bu özelliklerin bir kaçı veya birine dahi sahip olan bir kimse, Emmâre Nefs sahibidir. Şirk ehlinin, zalimlerin, kâfirlerin, iki yüzlülerin, bozguncuların, günahkârların diğer bir deyişle Firavûn ve şeytanın nefsidir. Bunların imanları hiç yoktur, bilgisizlik içinde yüzerler, kötülüğe ve fenalığa koşar, ancak hayırlara ve hakikate de karşı çıkarlar. Egoizmlerinin gereği benlik duygusu nefslerine hakimdir. Evrenin mülk ve saltanatı sanki onlarınmış gibi, en çok kullandığı kelime ben sözcüğü olmaktadır. Örneğin; ben gittim, ben yaptım, ben şöyleyim gibi. İslâm bilginleri, Peygamber Efendimizin hiç sevmediği kelimenin de ” Ben ” olduğunda birleşmişlerdir.
Emmâre Nefs sahipleri; birazcık nimet için hırs ve öfkelerini yenemediklerinden, birbirlerini parçalayabilirler ve katledebilirler. Şeytan, kendilerinin dostu olmuş, nefislerinde istediği gibi cirit oynamış, şüphe ve kuruntu ile onları azgınlaştırmıştır. Hırsızlık, iftira, yalancılık, içki, kumar, zina, cinsi sapıklık ve dedikoduyu adet haline getirmişlerdir. İmanları olmadığından zerre kadar da Allah’tan korkmazlar. Dünyanın geçici nimetlerini ve nefs arzularını tanrılaştırmışlardır.


Emmâre Nefs’ten kurtulmak mümkün müdür?

Nefsin en büyük özelliği seyyal ve değişken oluşudur. Bilgisizlik, nefsin kötü sıfatları ve şeytanın kuruntularından dolayı kötülüğe de, içindeki ilâhî unsur olan ruh ve melekî kuvvetler nedeniyle iyiliğe de kayabilir. Eğer o nefsin işlediği büyük günahlar neticesi paslanan kalbi, Cenâbı Allah tarafından mühürlenmemiş ise, kendisinde ümit ışığı var demektir. Genellikle Emmare Nefs sahiplerine tövbe etmeknasip olmaz. Ancak çok seyrek olsa da samimiyet ve ciddiyetle işlediği kötülüklere pişmanlık duyar ve tövbe ederek Yüce Yaratıcı’sına sığınırsa, şefaat ve affa erişebilir. Çünkü Zümer 39/59 da şöyle buyrulmuştur:
” … Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Muhakkak ki
Allah bütün günahları bağışlar. “

2) LEVVÂME NEFS

75/2: Kendini sürekli kınayan (ayıplayan) nefse yemin
ederim ki!

Levvâme Nefs; kendini kınayan, ayıplayan nefs demektir. Gaflet uykusundan uyanarak gerçekleri fark eden, işlediği günahlardan dolayı pişmanlık duyan ve tövbe etmeye başlayan nefsin durumudur. Emmâre Nefs’teki sıfatlar, Levvâme Nefs’te de mevcuttur, ancak bu
halin farkındadır. Bazen ruh ve melekî kuvvetleri hissederek Yüce Yaratıcı’sına sığınıp ibadet eder ve böylece doğru yola girer, bazen de Emmâre Nefs’in etkisin de kalarak isyan eder, günah işler. Sonunda da pişmanlık duyarak tövbe eder. Peygamber Efendimizin:
” Hemen o anda tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir. “ sözünün
sırrına vakıftırlar.

İslâm bilginlerince; Levvâme Nefs sahibi olanlar, Emmâre Nefs’deki insanların yaklaşık yarısı kadardır. İlimleri azdır yani Kur’ân ayetlerinin derinliğine inememişler, ancak yüzeysel bilgiye
sahip olmuşlardır. Şeytan; kuruntusuna devam etmekte, fakat tam olarak hakimiyet kuramamaktadır. Levvâme Nefs sahipleri, geçici Dünya nimetlerini ön planda tutan bir yaşam tarzı sürdürmeye devam ederler. Yalancılık, şehvetperestlik, alaycılık, kibir, cimrilik, kıskançlık, ihanet, öfke gibi kötü sıfatlardan kurtulma olmamıştır. Bunlar kendi nefisleri için ibadet yaparlar. İbadetleri; cennetteki huri kızları gılman (delikanlı) ları da içeren zevk ve sefa dolu yaşam çekiciliği ile cehennem korkularından kaynaklanır. Oysa ibadet; insanlara hayat
gibi türlü nimetler veren, kendisini halife tayin eden, güzelliğin ve iyiliğin kaynağı Yüce Yaratıcı’ya O’nun sevgisi ve hoşnutluğu için yapıldığının sırrına erişememişlerdir. Ölümsüz Şair Yûnus Emre’nin dediği gibi: ” Cennet cennet dedikleri, bir ev ile huri, isteyene vergil anı, bana Seni gerek Seni.”

Levvâme Nefs’in sıfatlarından kurtulmanın yolu, nefs mücadelesi ve arınmasıdır. Bu da önce Cenâbı Hakk’a sığınıp tövbe etmek suretiyle başlar, emir ve yasaklara uymakla devam eder.

Devamını Oku >
Continue reading “Nefsin Basamakları”

Esma-ül Hüsna

ALLAH

Bu ism-i şerif, Cenâb-ı Hakk’ın has ismidir. Bu itibarla diğer isimlerin ifade ettiği bütün güzel vasıfları ve İlâhî sıfatları içine alır. Diğer isimler ise, yalnız kendi mânalarına delâlet ederler. Bu bakımdan Allah isminin yerini hiçbir isim tutamaz.

Bu isim, Allah’tan başkasına ne hakikaten ve ne de mecazen verilemez. Diğer isimlerin ise, Allah’tan başkasına isim olarak verilmesinde bir mahzur yoktur. İnsanlara Kadir, Celâl ismini vermek gibi. Yalnız bu isimlerin başına, insanlara izafe edildiklerinde, “kul” mânâsına gelen “abd” kelimesinin ilâvesi güzeldir. Abdülkadir ismi gibi…

er-RAHMÂN

Ezel’de bütün yaradılmışlar hakkında hayır ve rahmet irade buyuran;

Sevdiğini, sevmediğini ayırdetmiyerek bütün mahlûkatını sayısız nimetlere garkeden…

Hayatları için lüzumlu olan bütün rızıkları veren…

er-RAHÎM

Pek ziyade merhamet edici;

Verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedî nimetler vermek suretiyle mükâfatlandırıcı…

Rahmân ism-i şerîfinden Allah Teâlâ’nın ezelde bütün mahlûkatı için hayır ve rahmet irade buyurduğu anlaşılır. Rahîm ism-i şerîfi ise, mahlûkatı arasında irade sahipleri, hususan mü’minler için rahmet-i İlâhiyyenin tecellisini ifade eder.

el-MELİK

Bütün mahlûkatın hakikî sâhibi ve mutlak hükümdârı…

Allah’ın, ne zâtında ve ne de sıfatında hiçbir varlığa ihtiyacı yoktur. Bilâkis herşey zâtında, sıfâtında, varlığında ve varlığının devamında O’na muhtaçtır. Bütün kâinatın hakikî sâhibi, mutlak hükümdârıdır.

el-KUDDÛS

Hatâdan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten çok uzak ve pek temiz…

Allah, hissin idrâk ettiği, hayâlin tasavvur ettiği, vehmin tahayyül ettiği, fikrin tasarladığı her vasıftan münezzeh ve müberradır. O hatâdan, gafletten, acizden ve her türlü eksiklikten çok uzak ve pek temiz olandır. Bu bakımdan her türlü takdîse lâyıktır.

İnsan su’-i ihtiyârı karışmadığı müddetçe kâinatta fıtrî olarak bulunan umumî temizlik hakikatı da, Cenâb-ı Hakk’ın KUDDÛS isminin tecellîsidir.

es-SELÂM

Her çeşit ârıza ve hâdiselerden sâlim kalan;

Her türlü tehlikelerden kullarını selâmete çıkaran;

Cennet’teki bahtiyar kullarına selâm eden…

Bu ism-i şerif, Kuddûs ismi ile yakın bir mânâ ifade etmekte ise de Selâm ismi, daha ziyade istikbale aittir. Yani, Cenâb-ı Hakk’ın gerek zâtı, gerek sıfatı ileride en ufak bir tegayyüre, bir değişikliğe, bir za’fa uğramaktan münezzehtir. O, ezelde nasılsa ebedde de öyledir.

el-MÜ’MİN

Gönüllerde îman ışığı yakan, uyandıran;

Kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlandıran…

Allah Teâlâ, kalblere îman ve hidâyet bağışlayarak oralardan şübhe ve tereddüdleri kaldırmıştır.

Kendine sığınanlara aman verip korumuş, emniyetle rahatlandırmıştır.

el-MÜHEYMİN

Gözetici ve koruyucu…

Allah, yarattığı mahlûkatının amellerini, rızıklarını, ecellerini bilip muhafaza eder. Bütün varlığı görüp gözeten, yetiştirip varacağı noktaya ulaştıran ancak O’dur. Hiçbir zerre, hiçbir lâhza, Onun bu lûtuf ve âtıfetinden boş değildir.

el-AZÎZ

Mağlûb edilmesi mümkün olmayan galib.

Bu ism-i şerîf, kuvvet ve galebe mânâsına gelen İZZET kökünden gelir. Allah Teâlâ mutlak sûrette kuvvet ve galebe sâhibidir.

İzzet sıfatı, Kur’an’da birçok yerlerde azab âyetleri bahsinde gelmiştir. Fakat bu ism-i şerîfin yine birçok defa Hakîm ism-i şerîfi ile birleştiği görülür. Bunun mânası: Allah Teâlâ’nın kudreti galibdir, fakat hikmeti ile kötülerin cezasını te’hir eder, kötülük edip durmakta olan insanları cezalandırmakta acele etmez, demektir.

Devamını Oku >

Continue reading “Esma-ül Hüsna”

40 Hadis

“Her kim hadislerimden 40 tanesini ezberleyip başkasına öğretirse Allahu Teala onu kıyamet gününde alimler ve fakihler arasına diriltsin.”

  • Oruç sabrın yarısıdır.
  • Sabır imanın yarısıdır.
  • Kur’an sırf devadır.
  • Dilini tutan kurtuldu.
  • Vaat edilen verilmelidir.
  • Dua müminin silahıdır.
  • Müsamaha etki sen de göresin.
  • Namaz müminin nurudur.
  • Pişmanlık tövbedir.
  • Mescit, takva sahiplerinin evidir.
  • Din nasihattir.
  • Dua ibadettir.
  • Akraba haklarını çiğneyen cennete giremez.
  • Güzel soru ilmin yarısıdır.
  • Selam kelamdan öncedir.
  • Öfkelendiğinde sus.
  • Çok gülmek kalbi öldürür.
  • Hata edenlerin en hayırlısı tövbe edendir.
  • Sabah uykusu rızka engeldir.
  • İçki kötülüklerin anasıdır.
  • Gözlerin zinası harama bakmaktır.
  • Kişi arkadaşının dini üzeredir.
  • Kanaat bitmez sermayedir.
  • Haya imandandır.
  • İlmin âfeti unutkanlıktır.
  • Tebessüm etmek sadakadır.
  • Temizlik imanın yarısıdır.
  • Ameller niyetlere göredir.
  • Oruç tutunuz sıhhat bulunuz.
  • Namaz dinin direğidir.
  • Helal peşinde koşmak cihattır.
  • Hayra vesile olan yapan gibidir.
  • Güzel söz sadakadır.
  • İbadetin en faziletlisi sürekli olanıdır.
  • Hikmetin başı Allah korkusudur.
  • Utanmadıktan sonra dilediğini yap.
  • Sabır, ilk şok anında gösterilir.
  • Zekat islâmın köprüsüdür.
  • Kişi sevdiğiyle beraberdir.
  • Cennet cömertler yurdudur.